Haber

Peru Tüysüz Köpeği: 1.200 Yıllık Mumya Köpek Neler Anlatıyor?

Peru Tüysüz Köpeği: 1.200 Yıllık Mumya Köpek Neler Anlatıyor?

Peru’daki Wari mezarlığı Castillo de Huarmey’de bulunan mumyalaşmış köpek, Peru tüysüz köpeğinin en az 1.200 yıl önce insanlarla yan yana yaşadığını gösteriyor.

Peru’nun kuzey kıyısında, yağmacıların yıllarca altını üstüne getirdiği bir antik mezarlıkta arkeologlar beklenmedik bir buluntuya ulaştı: doğal yollarla mumyalaşmış, en az 1.200 yıllık tüysüz bir köpek. Dartmouth Koleji ve Varşova Üniversitesi araştırmacılarının Journal of Anthropological Archaeology dergisinde yayımlanan çalışması, bugün hâlâ Peru sokaklarında ve evlerinde gördüğümüz Peru tüysüz köpeğinin (perro sin pelo del Perú) atalarının, Wari İmparatorluğu döneminde insanlarla nasıl yan yana yaşadığına dair ilk fiziksel kanıtları sunuyor.

Castillo de Huarmey: Bir imparatorluğun mezar şehri

Buluntuların geldiği Castillo de Huarmey, başkent Lima’nın yaklaşık 300 kilometre kuzeyinde, Pasifik kıyısında yer alıyor. Yaklaşık 45 hektarlık alan, MS 600 ile 1050 yılları arasında And Dağları’nda hüküm süren Wari İmparatorluğu’nun hem yönetim hem de cenaze merkezi olarak kullanılmış. Kuzey kıyısında bugüne kadar bilinen tek Wari yerleşimi olan bu alan, 2012’de seçkin kadınlara ait zengin bir mezarın bulunmasıyla dünya basınına yansımıştı. Bölge, 1970’teki büyük depremden sonra yoğun yağmaya uğradığı için buradaki her buluntu dikkatle yorumlanmak zorunda.

Araştırma ekibi 2010–2025 yılları arasında kazılarda çıkarılan hayvan kalıntılarını yeniden ele aldı. İncelenen 341 köpek kemiği parçası en az 19 farklı köpeğe aitti. Bunlara ek olarak, sığ bir çukurda neredeyse eksiksiz korunmuş, mumyalaşmış bir erkek köpek de çalışmaya dahil edildi.

Tüysüz olduklarını dişlerinden anladılar

Yüzyıllar önce ölmüş bir köpeğin tüysüz olup olmadığını nasıl bilebiliriz? Burada işin sırrı genetikte saklı. Peru tüysüz köpeğinde tüysüzlüğe yol açan gen, aynı zamanda diş gelişimini de etkiliyor; bu köpeklerde bazı dişler hiç çıkmıyor. Araştırmacılar, öne çıkan üç köpeğin ilk küçük azı dişlerinin (birinci premolar) düşmediğini, baştan hiç sürmediğini tespit etti. Bu da onları tüysüz köpek olarak tanımlamanın temel dayanağı oldu.

Üç dikkat çekici kalıntı şöyle:

  • Derisi ve kulakları hâlâ yerinde duran, tüysüz derisi açıkça görülen ve kırmızı bir pigment olan zinober (sinnabar) ile boyanmış küçük bir kafatası. Zinober, antik Peru’da ölüleri süslemek için kullanılıyordu.
  • Daha iri yapılı ikinci bir köpeğe ait kafatası.
  • Radyokarbon yöntemiyle en az 1.200 yaşında olduğu belirlenen mumyalaşmış erkek köpek. Ekip, yağma döneminde gömüldüğünü ve sadece birkaç on yıllık olduğunu düşünmüştü; sonuç, alandan bugüne kadar elde edilen en eski radyokarbon tarihi çıktı.

Bir yavru, bir zanaatkâr ve mezar bekçileri

Köpeklerin nerede ve nasıl gömüldüğü de ilginç ipuçları veriyor. 6–8 haftalık bir yavru, araştırmacıların “Usta Sepetçi” adını verdiği seçkin bir zanaatkârla birlikte toprağa verilmiş. Başka bir yavrunun kalıntıları ise büyük olasılıkla mezar bekçisi olarak kurban edilmiş bir erkek bireyin yanında bulunmuş. Bazı köpekler özenle gömülmüşken bazılarının kemikleri atık malzemeler arasından çıkmış. Kesim izine yalnızca birkaç kemikte rastlanması da köpeklerin nadiren yiyecek olarak kullanıldığını düşündürüyor.

Ekip yine de dikkatli bir dil kullanıyor. Çalışmanın baş yazarı Weronika Tomczyk, bu üç köpeğin evcil dost olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyeceklerini, ancak diğer köpeklerden farklı muamele gördüklerinin açık olduğunu vurguluyor. National Geographic’in aktardığı bir yoruma göre bazı araştırmacılar, tüysüz köpeklerin ölüleri öbür dünyaya götüren rehberler olarak görülmüş olabileceğini düşünüyor; ancak bu fikrin fiziksel kanıtlarla kesinleşmiş olmadığının altını çizmek gerek.

Çocuklar gibi beslenen yavrular

Diş ve kemiklerdeki karbon, azot, oksijen ve stronsiyum izotopları, köpeklerin ne yediğine dair de bilgi verdi. Köpeklerin çoğu, And bölgesinin temel besini olan mısırı en azından bir miktar tüketmiş; yani beslenmeleri insanlarınkiyle örtüşüyor. Özellikle tüysüz yavruların beslenmesi insan çocuklarınınkine benziyor, yetişkinliğe geçtikçe çeşitleniyor. Araştırmacılar bunun düzenli bir yetiştiricilik pratiğine işaret edebileceğini, fakat köpeklerin bilinçli olarak mısırla beslenip beslenmediğini bilmediklerini belirtiyor.

Bugünün Peru tüysüz köpeğine uzanan yol

Peru tüysüz köpeği, antik kıyı seramiklerinde sıkça resmedilen ve 2000’lerin başında Peru’da ulusal kültürel miras ilan edilen bir ırk. Bu yeni çalışma, söz konusu köpeklerin bir Wari yerleşiminde ilk kez fiziksel olarak belgelenmesi anlamına geliyor ve ırkın binlerce yıllık hikâyesine somut bir halka ekliyor.

Bizim için de düşündürücü bir yanı var: İnsanla köpek arasındaki bağ, yazılı tarihin çoğu zaman sessiz kaldığı yerlerde bile izini bırakıyor. Bir zanaatkârın yanına özenle yatırılmış küçük bir yavru, 1.200 yıl sonra bile o bağın ne kadar eski ve ne kadar derin olduğunu hatırlatıyor. Evde, sokakta ya da bir antik mezarlıkta; köpekler hep yanı başımızdaymış.

Kaynaklar

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; veteriner hekim muayenesinin, teşhisinin veya tedavisinin yerini tutmaz. Hayvanınızın sağlığıyla ilgili her durumda bir veteriner hekime danışın. Sorumluluk reddi

Yayın:

evcil.tv editör ekibi; evcil hayvanlar, sokak hayvanları, doğa ve hayvan hakları üzerine veteriner fakülteleri, resmî kurumlar ve bilimsel yayınlar gibi güvenilir kaynaklara dayalı içerikler hazırlar. Her yazı yayından önce editör kontrolünden geçer.

Yorum yapmak için tıklayın

Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Are you human? Please solve:Captcha


En Çok Okunanlar

Yukarı