Eskiden insanlar hayatta kalmak için avlanırdı. Karnını doyurmak, ailesini beslemek, doğayla mücadele etmek… O günlerde avcılığın bir anlamı vardı. Ama bugün? Marketten, kasaptan ya da manavdan istediğimiz her şeyi alabiliyoruz. Yani av artık bir ihtiyaç değil. O zaman şu soruyu soralım: “Avcılık spor mudur?”
Spor dediğin yaşatır, öldürmez
Sporun özünde mücadele vardır ama bu mücadele yaşatmaya yöneliktir. Futbol oynarsın, basket atarsın, koşarsın, yüzersin… Hepsi seni daha sağlıklı, daha güçlü yapar.
Peki avcılık? Avcılıkta amaç bir canı ortadan kaldırmak. Hedefin koşarken düşmesi değil, can çekişmesi. Bu spor değil; bu içimizdeki öldürme dürtüsüne bulunmuş bir bahane.
İhaleyle hayvan öldürmek
Bir de işin “ihale” kısmı var. Para verip, bir hayvanı öldürme hakkı satın almak… Düşünsene, bir canın yaşam süresi, senin banka hesabınla ölçülüyor. Bu sporsa, parası olanın kazandığı en adaletsiz oyun.
Atıcılık var, okçuluk var…
Eğer gerçekten hedef vurmak istiyorsan bunun bir sürü yolu var. Olimpiyat atıcılığı var, okçuluk var, trap skeet var. Orada kimse ölmüyor, kimse doğadan eksilmiyor. Hedef tahtasına nişan alabilirsin, kimse itiraz etmez. Ama bir kuşu sırf uçarken düşürmek için vurmak? İşte orada vicdan devreye giriyor.
Balıkçılıkla fark
Kimisi “e balık da yakalıyoruz” diye savunuyor. Ama orada geri bırakma seçeneğin var. Tuttuğun balığı salabilirsin. Ama avcılıkta öyle bir şans yok. Kekliği vurduysan, o artık yok. Hele ki doğaya bırakılan bıldırcın, keklik gibi hayvanların sırf “avcıların hedefi olsun” diye doğaya salınması… Bu doğayı zenginleştirmek değil, sahte bir oyun kurmak.
Doğa yürüyüşü bahanesi
Avcıların sık kullandığı bir savunma daha var: “Biz doğaya çıkıyoruz, kilometrelerce yürüyoruz, spor yapıyoruz.”
Doğada yürümek elbette ki spor sayılır, hem de en güzellerinden biri. İnsan hem bedenini çalıştırır hem de ruhunu dinlendirir. Ama mesele şu: O yürüyüşün sonunda eline tüfeği alıp bir canlıyı vuruyorsan, yaptığın şey spor değil, katliamla biten bir yürüyüş oluyor.
Gerçek bir doğasever, yürüyüşünü kuş sesleriyle tamamlar; tüfek patlamasıyla değil. Sporla avcılığı aynı kefeye koymak, aslında doğa yürüyüşünün ruhuna da haksızlık.
Tatmin mi, spor mu?
Bugün av görüntülerinde gördüğümüz çoğu görsel içerikte, gerçekten ihtiyacından fazla avlanıldığını görüyoruz. Sosyal medyada paylaşılan pozlara bakıyorsun: 10 ördek, 20 keklik, 5 tavşan… O kadar eti zaten yiyemeyeceği belli. Ama amaç karın doyurmak değil ki; amaç “ben öldürdüm, ben başardım” demek. İşte bu noktada avcılık spor değil, ego tatmini oluyor.
Sosyal medyanın sesi
İnsanlar da bunu fark ediyor. Sosyal medyada avcılığa karşı yapılan yorumlara bak, çoğu aynı şeyi söylüyor: “Bu spor değil, bu vicdansızlık.” Çünkü doğayı gerçekten seven, hayvanlara değer veren birinin elinde tüfek yerine fotoğraf makinesi olur. Kuşu vurmaz, fotoğrafını çeker. O anı ölümsüzleştirir ama hayvanı öldürmez.
Son söz
Avcılığı spor olarak görmek, hayatla ölümü aynı kefeye koymak gibi bir şey. Spor yaşatır, güçlendirir, geliştirir. Avcılık ise öldürür, tüketir, yok eder. Bu yüzden net söylüyorum:
Avcılık spor değildir. Spor yaşatır, avcılık öldürür.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; veteriner hekim muayenesinin, teşhisinin veya tedavisinin yerini tutmaz. Hayvanınızın sağlığıyla ilgili her durumda bir veteriner hekime danışın. Sorumluluk reddi
Yayın:
evcil.tv editör ekibi; evcil hayvanlar, sokak hayvanları, doğa ve hayvan hakları üzerine veteriner fakülteleri, resmî kurumlar ve bilimsel yayınlar gibi güvenilir kaynaklara dayalı içerikler hazırlar. Her yazı yayından önce editör kontrolünden geçer.